Her nefesin ben olayım Benim de sen Teninde can olayım Canımsın sen Sevda olup akayım damarlarında Uykularına yoldaş olayım Işık olayım karanlıklarına Sevdanla helak olayım SENİ SEVİYORUM 21.06.2006
Karlı bir Şubat akşamı...Karanlık çökmüş yavaş yavaş ve ben yine kendimle başbaşayım. Tipi halinde yağan kara rüzgarın ıslığı eşlik ediyor. Şömineye bir kaç odun daha atarak, ışıkları kapatıyorum. Alevin duvardaki gölge oyunlarına dalarak, rüzgarın iç çekişini dinlemeye başlıyorum. Hüzünlü bir aşk şarkısı yükseliyor göklere.Pencereye gidip, cama dayanarak bir gelin misali süzülen kar taneciklerinin toprağa düşüşünü izliyorum. Bir ben, bir kar taneleri, bir rüzgarın inlemesi, bir de sen...Karlı dağ yamaçları gibi uzak, zirveler kadar ulaşılmaz...Gerçektenvar mısın, yaşıypr musun ve hangi iklimden geleceksin, diye fısıldıyorum sessizce. Bir gün diyorum...bir gün mutlaka gelecek rüyalarımın aşkı ve beni alıp götürecek...Evin önünden akan minik derede yem arayan serçeler, soğuğa meydan okurcasına hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kalkıp bir avuç ekmek kırıntısı ile dışarı çıkıyorum. Rüzgar içime işliyor sanki...bir serçelere bakıyorum, bir de kendimi düşünüyorum.
Şimdi dağlarda yankılanan bir ezgi dudaklarımda...
SEN GELMEZ OLDUN, SEN GELMEZ OLDUN, SEN GELMEZ OLDUN...
hani...
BİZ BU SONBAHARDA BULUŞACAKTIK, BAHAR GELDİ GEÇTİ SEN GELMEZ OLDUN...
rüzgar gözyaşlarıma dokunup yanaklarımı okşadıktan sonra, saçlarımın arasında gezdirirken parmaklarını, kulağıma fısıldıyor...
Oysa herşey ne kadar da farklıydı. Ne kadar da şiir tadında yaşanmıştı, yaşananlar. Bir düş perisi ile beyaz atlı bir prensin, asırlara sığmayacak sevdasıydı sanki. Meydan okunuyordu tüm yaşanmamışlıklara ve hayata. Bir yerlerinden tutunmaya çalışılıyordu, hayatın, bir dalından...
Hayat ne de çabuk geçiyordu ve zamanı kontrol edemiyordu insan.
Hep ertelenmişlikler değil midir bizi tüketen? Yarın deriz ve yarını olmayan yarınlara bırakırız sevdalarımızı. Bir de bakarız ki tükenmişlikler kalmış avuçlarımızda.
Ne söyledim, ne istedimse, hep yarın dedin. Yarın...Bu nasıl bir yarınmış ki bitmez. Bu nasıl bir yarınmış ki, gelmez. Can mı dayanır, yarını olmayan yarınlara?
Şimdi, güzel geçen, paylaşılan, hoş dakikalardan bahsediliyor...Bir maceraydı sanki...
Hani gözler yalan söylemezdi? Hani sesin de rengi vardı? Hani seviyordun? Nasıl da yalanmış, nasıl da rol yapmışsın.
Senden sonrası mı?
Senden öncesi var mıydı ki, senden sonrası olsun?
Günler öncesi sana; seni sevdiğim için ölmeye gidiyorum, demiştim ve sen; benim için ölme, benim için yaşa, demiştin!!!
Şimdi anlıyorum, neden yaşamamı istediğini! Meğer sen vuracakmışsın, beni! Sen bitirecekmişsin, işimi!
Çölde okyanusu, okyanusta çölü hayal etmek...tıpkı gidişinde gelişini hayal etmek gibi...ya kendine iyi bak, hoşçakal denmişse...demediğini hayal edemiyorsun ki...için acıyor ve sen kanıyorsun.
Hiç hayal ettiniz mi, çölü okyanus sanarak, kıyısında güneşlenip, dalgalarında sörf yapıp, oltanızı atarak balık tutmayı?
Veya okyanus kıyısında, dalgaların sesini dinleyerek, çölde bulunduğunuzu?
Edemiyorsunuz değil mi? Aslında o kadar kolay ki bu. Kapayın gözlerinizi ve düşünün. Bir yarınız eksik, bir yarınız yarımken, birden çölde kalan bir yolcu misali, bir vahaya kavuştuğunuzu. Bir serap değil, gerçek bu ve siz kana kana su içiyorsunuz bu pınardan. Sonra, sonra kendinizi borçlu düşündüğünüz birileri için ve adına delikanlılık, dürüstlük diyerek kendinizi, pınarınızı feda ettiğinizi. Pınar kurumuş, kimin umurunda!
Koca bir çınar ağacısınız ve acımadan gelen eli baltalı biri, keser dallarınızdan birini acımadan. Sonra, sonra bedeninize doğru vurmaya başlar baltasını...Canınız yanar ama, kendinizi teselli edersiniz, şimdi beni fabrikaya götürecekler, kağıt olacağım, kitaplar basılacak benimle. veya, veya bir defter olacağım ve şiirler yazılacak üzerme, belki de benim romanımı yazacak birileri çıkıp. Dayanmaya çalışırsınız bu acıya. Yaprağınız ağlar, görmemezlikten gelirsiniz. Dallarınız kopar tek tek inleyerek...duymamazlıktan gelirsiniz.
Heyhat!!! Aslında bir sobaya atıp yakmak için kesmişlerdir sizi!
Dal düşer, yaprak solar...
Oysa...Oysa siz çölde okyanus olmayı hayal etmişsinizdir!
20/1/2007 - Sen Hiç Benimle Olmadın ki...Ya Aklın Başka Yerdeydi, Ya Yüreğin
29/8/2006 - SEN HİÇ BENİM OLMADIN Kİ
Seninle olmanın en güzel yanı nedir biliyor musun? Elin elime değmeden, avuçlarımı terleten sıcaklığını, taaa içimde hissetmek...
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek, birlikte ağlamak, birlikte gülmek...Ve...Yanımdayken seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Yanımdayken bile, seni bir başkasıyla paylaştığımı bilmek...Yaşadığın eski aşkları dinlemek...Hal hatır sorduğun insanları çocukça kıskanmak...
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Elimdeki şemsiyeye inat, yağmurda ıslanmak birlikte...Elindeki papatyaları saçlarıma iliştirmen...Dudaklarımdan şarap içmen...Aynı mekanlarda, aynı yiyecekleri yemek...Bira çerez...Şarap peynir...
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde, sana söyleyemediklerimi, yıldızlara-aya anlatmak...Okuduğum kitabın sayfalarında, dinlediğim şarkıların, türkülerin, şiirlerin her mısrasında seni bulmak...
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla, hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı, umut denizimin ortasında, küreksiz bir sandala hapsetmek...Sevgili olamamak bir türlü...Yalınayak yürümek, bıçağın en keskin yerinde...Kanadıkça, tuz yerine, gözyaşlarımı basmak yüreğime...
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? ''SEN BENİMLE HİÇ OLMADIN Kİ'' Olsaydın, avuçlarım terlemezdi...ısırmazdım dilimin ucunu...Özlemezdim seni yanımdayken...Kıskanmazdım...Islanmazdım yağmurlarda...Yıldızlara, aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım...Korkmazdım seni kaybetmekten...Ayaklarım kan-revan atlardım sandaldan denize...Ve...Her kulaçta, haykırırdım, seni sevdiğimi...
Eylül GÖKDEMİR
Sen Hiç Benimle Olmadın ki...Ya aklın başka yerdeydi, ya yüreğin!!!